Rusya ve BDT pazarlarına açılmak isteyen Türk girişimciler için döviz riski yönetimi rehberi
2024–2025 döneminde Türk lirasındaki yüksek oynaklık ve değişen düzenleyici ortam, yurt dışına mal ve hizmet ihraç eden şirketler için önemli kur riskleri yaratmaktadır. Özellikle Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinin pazarlarına girmeyi planlayan Türk girişimciler için, bu risklerin doğru şekilde anlaşılması ve yönetilmesi başarı açısından belirleyici öneme sahiptir.
Güncel döviz ortamı ve kur dalgalanmaları
Türk lirası, 2024 yılı boyunca ve 2025 yılının başında ciddi biçimde değer kaybetmiştir. Mayıs 2023’te yaklaşık 18 TL olan dolar kuru, Mart 2024’te 32 TL seviyesine ulaşmış, Mart 2025’te ise yaklaşık %10 daha artarak 42 TL’ye yükselmiştir. 2025 yılı Haziran ayının ortalarında ise dolar/TL kuru yaklaşık 39 seviyelerinde işlem görmüştür.
Bu oynaklık, sermaye çıkışı baskısı, yüksek enflasyon ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz piyasasına müdahaleleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Örneğin, 2025 yılının başında yaşanan siyasi gelişmelerin ardından TCMB yalnızca bir ay içinde 40 milyar ABD dolarından fazla döviz satarak net rezervleri 20 milyar doların altına düşürmüştür. Daha sonraki süreçte ise rezervlerde kademeli bir toparlanma gözlenmiştir.
Enflasyonun ihracat rekabetçiliğine etkisi
Yüksek enflasyon, kur risklerini daha da artırmaktadır. 2024 yılı sonunda yaklaşık %44 olan yıllık enflasyon oranı, Mayıs 2025 itibarıyla %35,4 seviyesine gerilemiştir. Bu oranın 2025 yılı sonunda %24’e, 2026 yılında ise %12 seviyesine düşmesi beklenmektedir. Bununla birlikte, bu oranlar hâlâ TCMB’nin %8’lik hedefinin oldukça üzerindedir.
Enflasyonun ihracat üzerinde iki yönlü etkisi bulunmaktadır:
– İç üretim maliyetlerinin yükselmesi, ihracatçıların kâr marjlarını azaltmaktadır;
– Liranın değer kaybetmesi ise kısa vadede Türk ürünlerinin dış pazarlarda fiyat rekabetçiliğini artırabilmektedir;
– Fiyat istikrarsızlığı, uzun vadeli finansal planlama ve ihracat sözleşmelerinin fiyatlandırılmasını zorlaştırmaktadır.
Türkiye ithalatının yaklaşık %70’i ara malı ve enerji ürünlerinden oluşmaktadır. Bu nedenle döviz kurlarındaki artış, bu kalemleri doğrudan etkilerken ihracatçıların maliyet yapısını da yükseltmektedir.
Merkez Bankası’nın para politikası
TCMB, 2024–2025 döneminde döviz kurunu istikrara kavuşturmak amacıyla sıkı para politikası uygulamıştır. 2025 yılı ortalarında politika faizi yaklaşık %46 seviyesinde tutulmuştur. Nisan ayında %42,5 olan faiz oranı, döviz kaynaklı enflasyon baskısını azaltmak amacıyla artırılmıştır. Temmuz 2025’ten itibaren ise kademeli bir faiz indirimi sürecinin başlaması ve 2026 ortalarında oranların %30 seviyelerine gerilemesi beklenmektedir.
Buna ek olarak, kredi büyümesine yönelik bazı kısıtlamalar getirilmiştir:
– Ticari bankaların kredi kullandırımlarında daha sıkı kriterler uygulanmıştır;
– Döviz cinden verilen kurumsal kredilere yönelik limitler sıkılaştırılmıştır;
– Kredi karşılık ve teminat yükümlülükleri artırılmıştır.
Bu önlemler ihracat finansmanına erişimi bir miktar zorlaştırsa da, daha dikkatli ve planlı bir finans yönetiminin önemini ortaya koymaktadır.
Rezervler ve sermaye hareketlerinin döviz istikrarındaki rolü
Ekim 2024 itibarıyla TCMB’nin brüt rezervleri 157,4 milyar ABD dolarına ulaşarak, kısa vadeli dış borç stokunun yaklaşık %86’sına denk gelmiştir. Ancak 2025 yılının başında net rezervler 13,8 milyar dolara kadar gerilemiş, Haziran ayında ise yeniden yaklaşık 30 milyar dolar seviyesine yükselmiştir.
Bu rezervlerin sürdürülebilirliği büyük ölçüde portföy yatırımlarına bağlıdır. 2024 yılının ilk sekiz ayında Türkiye’ye giren portföy yatırımları 15 milyar ABD doları seviyesine ulaşırken, 2023 yılında bu tutar yalnızca 930 milyon dolar olmuştur. Bu durum, küresel finansal dalgalanmaların veya sermaye çıkışlarının Türk lirası ve ihracat gelirleri üzerinde hızlı ve güçlü bir etki yaratabileceğini göstermektedir.
İhracat gelirlerinin yurda getirilmesi yükümlülüğü
İhracatçılar için temel düzenlemelerden biri, ihracat bedellerinin 180 gün içerisinde Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğudur. Bu sürenin aşılması, kur dalgalanmalarına daha fazla maruz kalma riskini artırmaktadır.
1 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan yeni düzenlemelerle dış ticaret ve ödeme işlemlerine ilişkin bazı kurallar güncellenmiştir. Güncel ve doğru bilgi için Ticaret Bakanlığı’nın duyurularının takip edilmesi önerilmektedir.
Ayrıca, bazı mal satış sözleşmelerinde dövizle ödeme yasağına ilişkin kısıtlamalar kaldırılmış ve bu durum, sözleşmelerin yabancı para birimi üzerinden yapılmasına daha fazla esneklik sağlamıştır.
İhracat finansmanı ve devlet destekleri
Türkiye hükümeti, 2025 İhracat Eylem Planı kapsamında ihracatçıların finansmana erişimini güçlendirmeyi hedefleyen 77 maddelik bir strateji geliştirmiştir. Bu çerçevede:
– İhracatçı firmalar için düşük faizli kredi programları genişletilmiştir;
– İhracat kredilerine yönelik faiz destekleri sağlanmaktadır;
– Devlet ve yarı devlet fonları aracılığıyla ihracat sigortası desteklenmektedir;
– Yeni pazarlara açılım için hibe ve pazarlama destekleri sunulmaktadır.
Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) da ihracatçılara ek teşvikler sağlamaktadır. 2025 yılının ikinci yarısında beklenen faiz indirimleriyle birlikte finansmana erişimin daha da kolaylaşması öngörülmektedir.
Dış ticaret dengesi ve rekabet gücüne ilişkin görünüm
2024 yılında dış ticaret açığındaki azalma büyük ölçüde ithalattaki gerilemeden kaynaklanmıştır. 2025 yılında ise ihracata dayalı bir büyüme sürecine geçilmesi beklenmektedir. Liranın reel olarak güçlenmesi ve kontrollü kredi büyümesi, dezenflasyon sürecine katkı sağlayarak uzun vadede rekabet gücünü artırabilir.
Bununla birlikte, iç talebin toparlanması ara malı ithalatını yeniden artırabilir. Bu nedenle güçlü ve sürdürülebilir bir ihracat performansı, sağlıklı bir dış ticaret dengesi açısından kritik önem taşımaktadır.
Türk ihracatçıları için risk yönetimi önerileri
Rusya ve BDT ülkeleriyle ticaret hacmini artırmayı hedefleyen Türk şirketlerine aşağıdaki stratejiler önerilmektedir:
– Şirketin büyüklüğü ve işlem hacmine göre forward işlemler, opsiyonlar ve döviz swapları gibi hedge araçlarının kademeli olarak kullanılması;
– Daha istikrarlı para birimleriyle ödeme yapılması veya çoklu para birimi kullanımının değerlendirilmesi;
– Yasal çerçeveye uygun olarak ödeme vadelerinin ve ihracat gelirlerinin yurda getirilme sürecinin dikkatle planlanması;
– Tek bir pazara bağımlılığı azaltmak amacıyla farklı dış pazarlara açılımın kademeli şekilde artırılması;
– Döviz piyasalarındaki sert dalgalanmalara karşı sözleşmelere esnek hükümlerin eklenmesi;
– Alternatif tedarikçiler ve yerel ortaklarla çalışılması dâhil olmak üzere tedarik zincirinin optimize edilmesi;
– TCMB kararlarının ve mevzuat değişikliklerinin düzenli olarak takip edilmesi;
– Devlet destek ve teşvik programlarından aktif şekilde yararlanılması;
– Gerekli durumlarda finansal danışmanlardan ve dış ticaret uzmanlarından destek alınması;
– Şirketin uzun vadeli istikrarı için makul düzeyde döviz rezervi oluşturulması.
Sonuç
2024–2025 döneminde Türk lirasındaki oynaklık, ihracatçılar için ciddi belirsizlikler yaratmaktadır. Ancak devletin kapsamlı ihracat destekleri, finansman olanaklarındaki iyileşme ve TCMB’nin ilerleyen dönemde beklenen gevşeme politikaları, önümüzdeki yıllar için daha olumlu bir çerçeve sunmaktadır.
Döviz risklerini etkin biçimde yöneten ve stratejik esnekliğini koruyan Türk şirketleri, özellikle Rusya ve BDT pazarlarında önemli bir rekabet avantajı elde edebilir.